Korkmasaydın neler yapardın?

Bizi daha iyi yerlere taşıyacak eylemlerden çoğu zaman kaybetme korkusundan ya da olabilecek kötü senaryolardan ötürü vazgeçeriz. Hani bir deyim vardır ya “Hiçbir şey için geç değil.” Külliyen yalan! 🙂

Neler için zaman önemli veya değil birlikte bakalım.

Zaman Önemli!!!

Çocuk yapmak için belli bir yaş aralığında olmak gerek.

İstisnaların dışında mesai saatlerinde çalışmamız gerekli.

  • Yasal süreler önemli! Örnek vermek gerekirse; haksız fiile uğradığını öğrenen kişi maksimum 10 yıl içerisinde dava açma hakkı bulunmaktadır. Bu süreyi aşması durumunda zamanaşımına uğrar ve bu durum eksik borca dönüşür ve eksik borçlar geri istenemez.
  • Kariyerimizi etkileyen uzmanlık sınavları… Örneğin SMMM staj giriş sınavı:165 dakika. Üniversite sınavı 135 dakika. Bir soru daha yapayım derken saatin akışını unutan insanlar..

Düşünsenize; bazı gençler 4+4+4 sistemi ile geçen 12 yıllık eğitimin ardından girecekleri sınava yalnızca birkaç dakika geç kaldıkları için alınmıyorlar. Onlar için 1 dakikanın ne kadar önemli olduğu aşikar.

Yoğun bakıma alınan yakınlarımız için hastanede beklediğimiz zorlu zamanlar.

Bu örnekler çoğaltılabilir. Özetle yüce yaratanın her şeyi üstün bir matematikle inşa ettiği bir evrende zaman elbette çok önemli.

Zaman kavramı her durumda aynı şekilde hissedilmez. İnsan psikolojisi, içinde bulunduğu duygu durumuna göre zamanı esnetebilir ya da daraltabilir. Bununla ilgili yapılan bir sosyal deney oldukça dikkat çekicidir.

Deneyde bir vatandaşa kısa süreliğine bir bebek emanet edilir ve ‘5 dakika tutar mısınız, hemen gelip alacağım’ denir. Ancak bebeği alan kişi zamanla stres olmaya başlar; sorumluluk hissi ve tedirginlik nedeniyle geçen süre ona çok daha uzun gelir. 5 dakika sonunda bebeğin ebeveyni geri döndüğünde kişiye ne kadar beklediği sorulur. Çoğu kişi yaklaşık 20-30 dakika geçtiğini düşündüğünü söyler. Oysa gerçek süre yalnızca 5 dakikadır.

Aynı deneyin başka bir aşamasında ise bir vatandaşa bir buket çiçek verilir ve yine 5 dakika sonra geri alınacağı söylenir. Bu kez kişi kendisini daha rahat, özel ve mutlu hisseder. Süre sonunda ne kadar beklediği sorulduğunda ise genellikle 1-2 dakika geçtiğini ifade eder. Halbuki burada da gerçek süre yine 5 dakikadır.

Bu deney, zamanın yalnızca saatlerle ölçülen mekanik bir kavram olmadığını; insanın ruh hali, stres düzeyi ve duygusal durumu tarafından da şekillendiğini gösterir.

Belki konuyu biraz dağıttım🤭

Ama aslında hepsi aynı yere çıkıyor; korkuya, zaman ve insanın iç dünyasına.

Konu başlığına dönecek olursak “Korkmasaydık neler yapardık” sorusuna gelelim. Bu soru açık uçlu bir soru yani yelpazesi oldukça geniş. O yüzden kendim üzerine örnekler vereceğim.

Korkmasaydım, tek başıma dünyayı turlardım. Korkmasaydım bir kurdu veya bir yılanı sahiplenirdim veya mümkün olsaydı belki de bir kargayı sahiplenirdim çünkü her biri usta bir öğretici.

Şunu da eklemeden edemeyeceğim; korku aslında bir savunma mekanizmasıdır. Tıpkı bağışıklık sistemimiz gibi. Ateşten korkarız çünkü yakıcı bir elementtir. Bu korku bizi zarar görmekten alıkoyar.

Trafik kurallarına uymamaktan korkarız. Çünkü bunun sonunda ya kazaya sebep olur can kaybına uğrarız/uğratırız ya da ceza yeriz.

Yani kötü diye algıladığımız bazı duygular veya fiziki şartlar aslında her zaman olumsuz (Kötü gerçekten kötü müdür? ) değildir. Bazen bizi kötü durumlardan koruyan adeta alegorik uyarılar gibidir.

Bir yazımın daha sonuna geldik…

Sizleri seviyorum, kalın sağlıcakla.

Genel içinde yayınlandı

Yorum bırakın