Başlıktaki söz elbette genel geçer bir ifade; ancak bir filmin içinde yer aldığında anlamı genişler, hatta yön değiştirir.
Solgun Mavi Gözler’de başrol karakteri Landor, kendi işlediği cinayeti örtbas etmek için olayı şeytan ayini süsü verilmiş bir kurguya dönüştürür. Ustaca kurgulanan bu hikâyede Landor’a bir tanık gerekir. Bu tanık ise Kadetler Birliği’nden (Harbiyeliler), zayıf karakterli fakat sanatsal yönü güçlü olan Poe’dur.
Zayıf karakterli insanlar bir sevgi ışığı arar; görülmek ve değer görmek ister. Poe da kendisine değer veren Landor’a kayıtsız kalmaz ve cinayeti çözme sürecinde ona eşlik eder. Ancak olayın sonunda, kendisinin de bu kurgunun içinde bir kurban olduğunu fark eder.

İnsan varlığı bilinmek ister. Sırlar ağırdır; taşındıkça büyür. Belki bir suya, belki bir kâğıda, belki de bir dosta anlatılmak ister.
Landor, kızına zarar veren üç askerin adaletini ne yaratıcıya ne de hukuka bırakmıştır. Kendi adaletini kendisi sağlamayı seçmiştir. Dedektif kimliğiyle olayları ve şüpheleri istediği yöne kaydırır; işlediği cinayetleri hukuken aydınlatılmış gibi gösterir. Fakat olay örgüsü ilerledikçe, zanlının aslında kendisi olduğunu ele verecek küçük izleri de bilinçli şekilde bırakır.
Bana göre kendini açık etmesinin nedeni şudur:
“Sonsuzluk diye bir şey yoktur. Hepimiz bir gün unutulacağız.”
İnsan varlığı bilinmek ister. Sırlar ağırdır; taşındıkça büyür. Belki bir suya, belki bir kâğıda, belki de bir dosta anlatılmak ister. Landor’un geride bıraktığı izler biraz da bu yükü hafifletme çabasıdır.
Özetle Landor’un bir amacı vardı: Kızı için yaşamak. Kızı yaşadığı travmayı atlatamayarak yaşamına son verdi. Bundan sonra Landor’un tek amacı, ona zarar verenlere cezalarını vermekti ve bunu yaptı.
Bizler de güzel amaçlar için var olalım. Nasıl olsa bir gün unutulacağız. Hayatımıza daha çok şey katalım; heybemiz dolu dolu gidelim bu hayattan. Belki de bu yüzden bir 2026 yapılacaklar listesi hazırlamalıyız. Çünkü amaçsız bir yaşam, boşa geçmiş zamandır.
Sağlıcakla kalın, sizleri seviyorum..
