Gerçeği yansıtmayan yaşamlar..

Güzel ülkemizdeki nitelikli insanlar bertaraf edilip, yerine psikolojik sorunları olan bireyleri konu alan filmler/ diziler yapılıyor ve bu filmler ödül alıyor çünkü ödül alan filmler her zaman ivme kazanıyor. İvme kazanan filmler, izleyicide merak duygusu uyandırıyor ve böylelikle sözde ülkenin ne kadar karanlık (!) bir yüzü olduğunu herkes görsün ilkesi başarı kazanıyor. Bu filmlerin gerçeklik payı olsa da oran 1000/10 veya 20’dir. Tabi bu sayı azımsanmadığı gibi arta da bilir çünkü normalleştiriliyor. Bir çok yerli dizi ve film propaganda içeriyor. Bu filmleri izleyen seyirci psişik duygulara sahip oluyor ve içten içe bir yenilmişlik duygusu yaşıyor. Oysa filmler heyecanı güdüleyici, izleyiciyi bulunduğu formdan daha üst seviyeye çekecek olumlu örnek oluşturacak türden olmalı. Bu eleştirime destek olan bir film önermek istiyorum. Filmin ismi Engelli Aşk. Bu filmde geçen bir diyaloğu sizinle paylaşmak istiyorum.
***
Melis: Televizyonlarda X filmin yönetmenini övüyorlar. Ne yeteneği varmış anlamadım.

Film, özet olarak farklı kültürlerde yetişen Ayşe ile Berk’in yaşamını konu almaktadır. Film, dramatik ancak burada bir karalama kampanyası yok. Kendi yaşam kültürlerinden sıyrılamayan iki genç var. Zeytinyağı su misali birbirlerine karışıp bir sentez/bileşim oluşturamadıkları gibi etnik sorunlarla da baş etmek zorunda kalıyorlar. Şöyle ki Berk’in ailesi Ayşe’nin yaşam felsefesini kabullenemiyor ve kendi hayat koşullarını dayatıyor. Saygının olmadığı yerde sevgi tek başına kalıyor ve gereksiz bir mücadeleye dönüştüğü gibi, kısır döngüden de çıkılamıyor ve sonuç medeni insanlar gibi ayrılığı seçiyorlar.
Film gayet düzeyli. Boş vaktinizde izlemenizi öneririm.

Bir diğer film ise Oppenheimer filmi. İzleyenlerin izleme sebebine gelince, birkaçı fizik / matematik ve kimyayı ucundan da olsa filmden alıntı yapmak veya çağrışım yapması umuduyla gitmeleriymiş.. Oysa bir Hint filmden basit bir dille anlatılan kimya/fizik/matematiği; Hichki filminden daha net öğrenebilirlerdi ama Hint filmi bu denli reklam yapmadı çünkü Oppenheimer gibi hit değildi. Oppenheimer, bir biyografi filmiydi. Hiroşima’da 140 000, Nagazaki’de 80 000 kişinin ölümüne yol açan; Japonya ya karşı kullanılacak olan atom bombasının mucidiydi.

ABD’nin projesi, Oppenhiemer ve ekibi sayesinde gerçekleşmiş ve deyim yerindeyse ünlü mucidin eline kan bulaşmıştı çünkü her keşif insanlığın yararına değildir bilakis insanlık üzerinedir.

Patlama gerçekleşmiş ve binlerce insan yanarak, zehirlenerek yok olmuştur. Patlamanın 1,5 km ötesinde bulunan herkes ciddi yanıklar almıştır. Japonlar, çizgili kıyafet giyenlerin çizgili bir şekilde yandığını belirtmişler. Diğer üst düzey kişiler ve yerel halk patlama sonrası büyük bir coşku yaşadı ancak bu kişiler patlamadan haftalar sonra patlamanın etkisiyle havaya saçılan radyoaktif ışınlar sebebiyle öldüler.

Mucide dönecek olursak, Julius Robert Oppenheimer’ın yaşadığı dönem tam bir dahiler çağı.
K.Werner Heisenberg (Alman fizikçi), Lawrence, Einstein, Niels Henrik David Bohr (Danimarkalı fizikçi) bunlar aynı yüzyılın bilim insanları. Sanki bir yıldız patlaması olmuş ve bu bilim insanları ardı sıra dünyaya düşmüş ve bir yıldız da bizim ülkeye düşmüştü o yıldızın adı Mustafa Kemal Atatürk..
(Albert Einstein’ın yaşadığı dönem.)

Filmden alıntılar:

  • Yıldız ne kadar büyükse ölümü de o kadar şiddetli olur.
  • Amerika ve Rusya bir kavanozdaki iki akrebe benzetilebilir. Her biri bir diğerini öldürebilecek düzeydedir ancak kendi hayatları pahasına
  • Sana (Oppenhiemer —-> Alber Einstein) bu hesaplamaları gösterdiğimde bütün dünyayı yok edecek bir zincirleme reaksiyonu başlattığımızı düşündük. Sanırım başlattık 😦

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere,

Sağlıcakla kalın

Genel içinde yayınlandı

Yorum bırakın